• Egeye Dönüş

YEMEK YEME ANTOLOJİSİ

En son güncellendiği tarih: 26 Haz 2019

Mayıs 20, 2017



Sadece karnımızı doyurmaktan ibaret olmayan, yemek yeme kültürü insanlığın varoluşundan bu yana genetiğine işlemiş bir olgudur. Kısaca hikâyemiz insanoğlu bu gezegene henüz gelmeden önce başlamıştır…

Bir rivayete göre ilâhî ruh ense kökünden içeri üflendiğinde Hz. Âdem’in gözü açılır ve Hz. Âdem cennetteki meyvelere bakar. Ruh karın bölgesine ulaşınca canı meyve çeken ve bir sıçrayışla üç beş meyve koparmak isteyen Hz. Âdem bunu başaramaz. Çünkü ruh henüz belden aşağısına ulaşmamıştır (Öztürk, 2004). Allah Kur’an-ı Kerim’de “İnsan aceleci bir varlık olarak yaratıldı” (Enbiyâ 21/37) ayetiyle Hz. Âdem’in gerçekleştiremediği meyve yeme isteğine dikkat çekmektedir.


İlk insanlar olan Hz. Âdem ve Havva’nın zorunlu dünya misafirliğini başlatan yasak ağaç (meyve) Tevrat ve Kur’an da bahsi geçen bir kıssadır. Yasak Ağacın ne olduğu tartışmalıdır. Buğday, zeytin, incir ve hurma olduğu Anadolu’da yaygın inanışlardır. Hatta halk arasında buğday kadar yaygın olan elma ağacı vardır ki tefsirlerde buna pek yer verilmemektedir (Kahraman, 2013).

Hristiyan İnanışına Göre Adem ve Havva (Adam and Eve)

Hikmet-i İlahi gereği peygamberleri bile sıkıntıya sokan yemek yeme, lezzetleri tatma arzusu günümüz insanının gıdalara fütursuzca sarılması sonucunu doğurmuş; bu durum başta obezite olmak üzere pek çok sağlık sorunun kaynağını oluşturmuştur. Ancak sonucu ne olursa olsun Âdemoğullarının arası yeme eylemi ile her zaman iyi olmuş ve olacaktır.

Yemek ve sofra kültürü kadim medeniyetlerden bu yana her toplumda oldukça önemli yer işgal etmiştir. Yazının icadı yaklaşık MÖ. 4000 ila MÖ. 2000 arası Sümerler dönemindedir. Modern dünya için yazının icat edilmesi tarihin başlangıcını da ifade etmektedir. MÖ 2000’lerde Anadolu coğrafyasında yaşayan Hititlere ait kil tabletler Asuroloji profesörü Bedrich Hrozny tarafından çözümlenmiştir.

Hrozny

Hrozny 1917 yılında Viyana’da ilk Hitit gramer bilgilerini yayınlamıştır (Wikipedia, 2015). On binin üzerinde Hititçe kil tableti tarayarak okumaya çalışmış olan Hrozny’nin ilk okuyabildiği cümle “Ninda-an ezzateni, watrra ekutteni” olmuştur. Hint Avrupa dillerinin temelini oluşturan Hititçedeki bu metin, “Ekmeği yiyeceksiniz, suyu da içeceksiniz” anlamına gelmektedir.

Kil Tabletler

Hititçe metinlerde 180’e yakın ekmek, pasta, börek ve unlu mamullerin adına rastlanmaktadır (Akkor, 2012). Hititler bal ve zeytinyağını eşit ölçülerde karıştırarak et yemekleri veya ekmeklerle birlikte tüketmişlerdir. Bu karışımı tanrılarının ağızlarına sürerek, tanrılarının kendilerine daha güzel hitap etmesini sağladıklarına inanmışlardır (Akkor, 2012). 


Antik Karabuğdaydan Hitit Ekmekleri

Harari meşhur Sapiens’inde insanların avcı-toplayıcılık dönemlerinde, tarım devrimi sonrasındaki döneme göre, çok daha az çalışıp, hayatlarını sürdürebilmek için çok daha fazla besin çeşitlemesine sahip olduklarına ve bulaşıcı hastalıklara çok daha az maruz kaldıklarına vurgu yapmaktadır (Harari, 2015).

Tarım Devrimi tarihte insanoğlunun gerçekleştirdiği ilk büyük devrimdir. İnsanlığın yemek yeme kültürünü de şekillendiren tarım devrimi, sosyolojik anlamda günümüzde bile hala devam eden bazı olguların da kaynağı olmuştur.

Antik Yunan'da Ekmek Üreten Kadınlar

Yukarıda görülen Antik Yunan’a ait ekmek üreten kadınlar figürü gerçekte tarım devriminin sanayi devrimini de doğurduğunun bir kanıtıdır. Zira resimdeki kadınlar ekmek teknesinin başında hamur yoğurma işlemini gerçekleştirirken, başlarında flüt çalarak onlara ritim veren bir erkek bulunmaktadır. Bu durum, iş bölümü, üretimin standartlaşması ve hızlanması adına yapılan planlı bir çalışmanın sonucudur.

Tarım devrimi muhtemelen doğuşu esnasında, büyük oranda kadınların öncül olduğu bir süreçtir. Fakat sonuçları düşünülürse erkek egemen bir toplum yapısının ve kadının geri planda kalmasının kökeni tarımsal üretime geçişle başlamıştır. İnsan nesli yerleşik bir hayata tarımsal üretim nedeniyle yönelmiş, toprağa bağımlılık artmıştır. Özgürlüklerin azaldığı bu ortamda tüketimden daha fazlasının üretilmesi zorunluluğuyla erkeklerin fiziki güçleri ön plana çıkınca da kadının toplumsal alandaki yeri “ev” olarak sınırlanmıştır.


Kaleme alan: Hüsnü Egemen ABİRDÂN

1 görüntüleme

© 2019 by EGEYE DONUS Creative.

  • INSTAGRAM
  • TWITTER
  • FACEBOOK
  • YOUTUBE